
Elektroensefalografi (EEG), beynin doğal elektriksel aktivitesini ölçmek için kullanılan bir tür testtir. Bu test, beynin yapısal özelliklerini değil, o anki çalışma durumunu gösterir (Şekil 1). Bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi yapısal tarama yöntemlerine rağmen, EEG’nin önemi hala çok büyüktür. Özellikle yapısal tarama yöntemlerinin herhangi bir sorun göstermediği durumlarda, EEG’nin değeri daha da artar.

EEG, epilepsi teşhisi koymak, kesin epilepsi tanısı almış hastaları sınıflandırmak, uygun tedavi seçimine yardımcı olmak, prognozu belirlemek ve hastalığın seyrini izlemek için çok önemli bir araçtır. Sadece nonkonvülsif status epileptikus (NKSE) gibi nöbetlerle ilişkili durumları tanımlamak için değil, aynı zamanda özel durumlar -örneğin yavaş virüs hastalıkları, herpes simpleks ensefaliti ve hepatik ensefalopati gibi durumlar- için tanı ve takip süreçlerinde de önemli ipuçları sunar. Ayrıca uyku bozuklukları ve beyin ölümünün değerlendirilmesinde de EEG kullanılır.
EEG aktivitesinin hücresel temeli nedir?
Beyin aktivitesi, beyindeki hücreler arası iletişimi elektriksel akımlarla gerçekleştirir. Merkezi sinir sistemimizdeki nöronlar ve glial hücreler, bu akımların yapı taşları gibi çalışırlar. Bu hücreler arasında pek çok bağlantı vardır. Nöronlar, birçok bağlantıyla birlikte birbirine bağlanmış durumdadır. Hücreler, hücre içi ve dışını ayıran, iki katmanlı bir zarla çevrilmiş durumdadır. Buradaki iyonların farklı konsantrasyonları, istirahat halindeki elektriksel potansiyelini belirler. İyonların bu geçişi, depolarizasyon ve hiperpolarizasyon dediğimiz potansiyel değişimlerine yol açar. Hücrenin istirahate dönmesi ise bir çeşit pompa aracılığıyla gerçekleşir. Bu geçişler sonucunda aksiyon potansiyeli dediğimiz bir akım oluşur.
EEG dalgaları, beyindeki hücrelerin belirli bir bölümünün eşzamanlı olarak aktive olmasıyla oluşur. Bu, ortalama bir beyin bölgesinin aktive edilmesi demektir. EEG’deki bu tür aktiviteler, genellikle korteks, yani beyin kabuğundaki nöron ağları tarafından üretilir. Beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantılar, kortikal potansiyelleri etkiler. EEG’deki epileptik aktiviteler ise nöronların anormal bir şekilde senkronize olması sonucu oluşur. Bu durum, aşırı miktarda aksiyon potansiyeli üretilmesine yol açar. Ancak, beyindeki bu anormal aktivitelerin nedenleri ve nasıl gerçekleştiği hala tam olarak anlaşılamamıştır.
EEG’nin kaydedilmesi nasıl olur?
EEG’nin kaynağı postsinaptik potansiyellerde bulunur ve bu, beyindeki aktivitelerin bir yansımasıdır. Beyin yüzeyinden saçlı deriye yayılan metal elektrodlar ile kaydedilir (Şekil 2). Her elektrodun yeri, uluslararası bir sistem olan “10-20 sistemine” göre belirlenir. Elektrotlar arasındaki potansiyel farklılıkları eski tip EEG aletlerinde amplifikatörlerle yükseltip kağıda yazdırılırken, modern dijital EEG cihazlarında kayıtlar monitörden izlenebilir ve farklı montajlar yapılabilir. Filtreler, istenmeyen yüksek ve düşük frekanslardaki dalgaları dışlamak için kullanılır ve 50-60 Hz’lik elektriksel gürültüleri azaltır. Artefaktlar, beyin dışı kaynaklı sinyallerdir ve elektrodların veya kayıt cihazlarının neden olduğu olası bozukluklar da dahil olmak üzere birçok farklı kaynaktan gelebilir. Bu tür artefaktlar genellikle temas bozuklukları veya dış kaynaklı girişimlerden kaynaklanabilir ve doğru bir şekilde yorumlanmazlarsa, hasta için yanıltıcı sonuçlara yol açabilirler.

EEG çekimi genellikle sessiz ve rahat bir ortamda yapılır ve yaklaşık 30 dakika sürer. Elektrotların yerleşimi öncesinde hazırlık önemlidir. Elektrotlar, yapıştırıcılar veya özel şapka benzeri bantlar kullanılarak yerleştirilir ve iletkenlik için özel pastalar veya tuzlu su kullanılır. EEG çekimi sırasında saçların temiz olması gerektiği ve hastanın tok olması gerektiği unutulmamalıdır, çünkü açlık bazı değişikliklere neden olabilir. Hasta, sakin bir şekilde oturmalı veya uzanmalı ve teknisyenin talimatları doğrultusunda gözlerini kapatıp açmalıdır.
Hiperventilasyon ne anlama gelir? Neden yapılır?
Her rutin EEG çekiminde, hiperventilasyon (HV) uygulaması yapılır. Bu test, epileptik bir odak varsa uyarmayı amaçlar. Ancak bazı durumlarda HV uygulanamayabilir, örneğin son zamanlarda geçirilmiş beyin damar hastalığı, ciddi kalp veya akciğer hastalıkları veya orak hücreli anemi gibi durumlarda. HV uygulanamamasının diğer nedenleri arasında hastanın bilincinin kapalı olması ve işbirliği yapamaması da olabilir. HV süresi genellikle minimum 3 dakikadır, tercihen ise 5 dakika uygulanır.
HV sırasında, absans nöbetlerinin veya yaygın diken-dalga paternlerinin ortaya çıkması oldukça tipiktir. HV aynı zamanda bazı metabolik problemleri aktive edebilir ve EEG sonuçlarını etkileyebilir, bu nedenle bu durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak 16 yaş altında görülen ve jeneralize yavaş dalgalarla ile karakterize olan HV reaksiyonu iyi bilinmesi gereken bir tablodur. Fizyolojik olan bu reaksiyonun patolojik olarak rapor edilmesi hasta açısından kötü olabilecek sonuçlara yol açar (Şekil 3).

Fotik stimülasyon nedir? Nasıl yapılır?
Aralıklı ışık uyarımı (IFS), rutin bir EEG’de önemli bir aktivasyon yöntemidir ve her zaman uygulanmalıdır. Bazı durumlarda, EEG normal görünürken, yalnızca IFS sırasında epileptik aktivite gözlemlenebilir (Şekil 4). Hatta nadiren, miyoklonik nöbetler gibi bazı nöbet türleri (absans, oksipital fokal nöbet veya jeneralize tonik-klonik nöbet) IFS sırasında ortaya çıkabilir. Bu nedenle, belirtileri olmayan hastalarda bile IFS’in duyarlı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

IFS, hiperventilasyondan en az 3 dakika sonra başlamalı ve bu iki testin etkileşimi engellenmelidir. Hastanın gözbebeğinden fotik uyarıcının yer aldığı noktaya olan mesafesi 30 cm olmalı ve bu pozisyon hastaya tam olarak verilmelidir. Ortamın aydınlatması ne çok parlak ne de çok karanlık olmalı, yani loş bir ışık gereklidir. Her bir uyarı 10 saniye sürmeli ve en az 7 saniyelik aralarla tekrarlanmalıdır. İlk 5 saniyesinde gözler açık olarak IFS yapılmalı, ardından hasta gözlerini kapatmalı ve 5 saniye boyunca gözler kapalı şekilde ışık uyarımı devam etmelidir. Bu işlem bir hastada en fazla 6 dakika sürmelidir. Kesin bir jeneralize epileptik yanıt gözlendiğinde, uyarı derhal durdurulmalıdır çünkü bazı durumlarda uzun süreli ışık uyarımı nöbetlere yol açabilir. Rapor veren kişi, IFS sırasında görülen normal veya fizyolojik yanıtları (fotik sürüklenme ve fotomiyoklonik yanıt) iyi tanımalıdır. Bu nedenle EEG yorumlayan ve çeken kişilerin uzman olması çok önemlidir.
Son yıllarda, televizyon, cep telefonu ve bilgisayar gibi etkenlerle tetiklenen ışığa duyarlı nöbetlerin artması, bu konunun önemini daha da vurgulamaktadır. Rutin EEG sırasında gözlerin açılıp kapatılması, göz kapama duyarlılığının belirlenmesi için gereklidir.