
EEG bulgularını değerlendirebilmek için öncelikle normal EEG özelliklerinin çok iyi bilinmesi gerekir. Her EEG çekiminde, öncelikle temel aktiviteye bakılır. Normal temel aktivite, yaşa, uyanıklık durumuna ve açlık gibi bazı fizyolojik durumlara göre büyük farklılıklar gösterebilir. Örneğin, üç aylık bir bebekte normal kabul edilen aktivite, üç yaşındaki bir çocukta patolojik olabilir. Aynı şekilde, bir yetişkinin derin uykuda olan EEG aktivitesi, aynı kişi uyanıkken görüldüğünde ciddi bir patolojik bulgu anlamına gelebilir.
EEG’de beynin yarıküreleri arasında simetri vardır, bu nedenle her iki yarıküre arasındaki karşılaştırma önemlidir. EEG çekimi sırasında, hastanın kullandığı ilaçlar ve varsa metabolik problemleri not edilmelidir. Çünkü bazı ilaçların ve metabolik durumların EEG üzerinde belirgin etkileri olabilir. Ayrıca, epileptik hastanın nöbeti ile EEG çekimi arasındaki zaman aralığı, yani EEG’nin nöbet sonrası mı yoksa nöbet arası dönemde mi yapıldığı, bazı bulguların yorumlanmasında önemlidir.
Başlıca EEG bulguları nelerdir?
EEG, farklı frekanslarda ve amplitüdlerde potansiyeller gösterir. Normal bir yetişkinde uyanık ve gözler kapalıyken, pariyeto-oksipital bölgelerde 8-12 Hz frekansında bir aktivite izlenir; buna alfa aktivitesi denir. Ancak bu aktivite gözler açıldığında kaybolabilir ya da baskılanabilir. Beta aktivitesi ise 13-25 Hz frekansında frontal ve santral bölgelerde belirgin olan bir ritimdir. Yüksek amplitüdlü beta aktivitesi genellikle sedatif-hipnotik bir ilacın kullanıldığını düşündürebilir.
Normal uyku sırasında farklı EEG dönemleri gözlenir. İlk dönem, uyku-uyanıklık arası geçiş dönemidir. Alfa ritmi kaybolur ve düşük voltajlı yavaş aktivitelere yerini bırakır. Ardından verteks bölgesinde yüksek amplitüdlü keskin dalgalar ortaya çıkar. Bu dönem, deneyimsiz bir göz tarafından uyanıklık sırasında oluştuğu düşünülebilir ve patolojik olarak yorumlanabilir. İkinci dönemde, frontosantral bölgede yer alan 12-14 Hz sinüzoidal yapıdaki uyku iğleri belirgindir. Üçüncü ve dördüncü dönemler yavaş dalgalı uyku olarak adlandırılır ve genellikle yüksek amplitüdlü, yaygın ve düzensiz yavaş dalgalardan oluşur (Şekil 5). REM (rapid eye movement) dönemi ise düşük voltajlı, değişken frekanslı bir aktivitedir; rüyaların görüldüğü ve hızlı göz hareketlerinin ve kaslarda atoninin kaydedildiği dönemdir. REM uyku başlangıcından yaklaşık 90 dakika sonra belirdiği için gündüz yapılan kısa süreli uyku incelemelerinde genellikle gözlenmez.

EEG’de karşılaşılan patolojik bulgular, nonspesifik yavaş dalgalar ve epileptiform aktivite olarak iki temel grupta incelenir. Yavaş dalgalar, teta (4-7Hz) ve delta (1-3Hz) olmak üzere iki gruba ayrılır. Gözlenen yavaş dalganın lokalizasyonu oldukça önemlidir. Sıklığı, amplitüdü ve bağlantılı olduğu diğer faktörler kaydedilir. Fokal yavaş dalga bulgusu genellikle kaydedildiği bölgede yapısal bir beyin lezyonunun varlığını düşündürebilir. Ancak bazen bu bulgu, lezyonel olmayan fokal bir epilepside de gözlenebilir. Fokal voltaj azalması da ilgili gri maddede lezyon olasılığını düşündürdüğü gibi subdural ve epidural birikimlerde de karşılaşılan bir bulgudur.
Epileptojenik potansiyeli araştırmak için yer kaplayan lezyonların incelenmesinde, EEG günümüzde önemini büyük ölçüde yitirmiş olup yerini yapısal görüntüleme yöntemlerine bırakmıştır. Ancak bazen bu lezyonların epileptojenik potansiyelini araştırmak amacıyla EEG’ye başvurmak gerekebilir. Serebrovasküler hastalıklarda da EEG’nin önemi azalmıştır. Geçici iskemik ataklarda, vakaların yaklaşık yarısında fokal yavaşlama görülür. Belirgin bir akut defisit olan ancak EEG’si tamamen normal bulunan bir hastada laküner inme olasılığı yüksektir. Migren ve diğer primer başağrılı durumlarda ise, ek bir sorun yoksa EEG yapılmasına genellikle gerek duyulmaz. Özel bir durum olan Handle tablosunda (geçici nörolojik defisitler ve başağrısıyla seyreden bir tablo) EEG’de yavaş dalga aktivitesi tipiktir.
Dejeneratif beyin hastalıklarında yani demans tablolarında, beyin fonksiyonlarını incelemek, epilepsi varlığını araştırmak ve hastalığı izlemek amacıyla EEG’ye başvurulabilir. Alzheimer hastalığında, başlangıçta EEG normal olabilir ancak demansın ilerleyen dönemlerinde genellikle 3 yıl içinde alfa aktivitesi yerini yaygın teta aktivitesine bırakabilir. Bazı hastalıklarda ise, örneğin Huntington hastalığında, jeneralize voltaj azalması kaydedilir. Creutzfeldt-Jakob hastalığında, tipik EEG bulguları varsa tanı açısından belirleyicidir (Şekil 6). Ancak bu bulgular ileri evrelerde kaybolabilir ve yaygın ağır yavaşlamaya yerini bırakabilir. Subakut sklerozan panensefalit (SSPE) gibi durumlarda da EEG patognomonik bulgular sunar. Burada ana özellik yavaş dalgalar ve aralıklarla tekrarlanan jeneralize deşarjlar olabilir. SSPE hala görülebilen bir hastalık olduğundan, bu tip paroksizmlerle karşılaşıldığında periyodik özellikleri araştırmak önemlidir.

Epilepsi bulguları nelerdir?
Epileptiform anomaliler, diken (70 ms’nin altında tabanı olan) ve keskin (70-200 ms tabanlı) dalga formlarıdır ve bu dalga formlarının altında yatan fizyolojik olay paroksismal depolarizasyon kaymasıdır (Şekil 7). Yavaş dalgalar ve epileptiform anomaliler bazen bir arada bulunabilir. Ancak tipik epileptiform EEG anomalileri normal kişilerde (%1,5-5 oranında normal çocuklarda) de gözlemlenebilir.
Tam tersine, epileptik bir hastanın EEG incelemesinde sadece yavaş dalgalar görülebilir veya inceleme tamamen normal olabilir. Bu nedenle, EEG değerlendiren hekim, sadece EEG bulgularına dayanarak bir tanı koymaktan kaçınmalı ve klinik verilerle birlikte değerlendirme yapmalıdır. EEG, tanıya yol gösterici bir araç olabilir ancak tek başına tanı koymak için yeterli olmayabilir.
